Yeni deprem vergisi yolda… Fedakarlık kimden istenecek

“Deprem vergisi” olarak adlandırılan 7440 sayılı Kanunla getirilen “Ek vergi”de 100 milyar civarında bir tahsilatın beklendiği Maliye Bakanlığı yetkilileri tarafından açıklanmıştı. Ne yazık ki bu tutarlar yetmeyecek? Ezcümle TÜSİAD, “Depremin yaralarını sarmak için seferber edilmesi gereken fonların toplamının 100 milyar dolara ulaşabileceğini” açıkladı. Şu halde, seçimden sonra yeni deprem vergileri kaçınılmaz görülüyor. Peki, bu vergiler toplumun hangi kesiminden istenecek? Sermaye mi, çiftçi mi, esnaf mı, meslek kesimi mi, çalışanlar mı, hepsi mi, hiçbiri mi? “Hiçbiri”ni kafiye olsun diye yazmadım. Belki de borç alınacak. Çünkü ülkemizde, borcun peşin vergi tahsilatı olduğunu, sonraki nesiller tarafından vergi olarak ödeneceğini bilmeyen etkili ve yetkili önemli bir kesim var.

Evet, fedakârlık kimden istenecek. 2022 için getirilen Ek vergi, kalıcı hale dönüştürülecek mi? Zira vergilerin olağanüstü dönemlerin ürünü olması ve sonraki yıllarda kalıcı hale dönüştürülmesi gibi bir özelliği var. Üstelik bu vergiyi, faklı kılan önemli bir yanı var. Verimi yüksek ve sermaye kesiminin vergi dışı bırakılmış alanlarını vergilendiriyor. Bu özelliği onu kalıcı olmaktan kurtaracak mı?

Soruya cevap bulmak için çeşitli kesimlerin “Ek vergi” hakkındaki açıklamalarını araştırdım. TÜRMOB ile TÜSİAD’ın açıklamaları var. İşçi sendikaları, esnaf, tarım, barolar, tabipler, mühendisler, vb. temsilcilerinin ise herhangi bir açıklamasına rastlamadım. Bunu, konu hakkında yeterli bir müşavirlik almadıklarına bağlıyorum. Siyasi partiler tarafından da, Meclis tutanakları dahil yapılmış herhangi bir açıklama yok. Şu halde değerlendirmelerimi TÜSİAD ve TÜRMOB başkanlarının sözleri üzerinde yapacağım.

TÜSİAD’IN GÖRÜŞLERİ

Bloomberg HT’den Olcay Büyüktaş’a konuşan TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Sayıları 1 milyonun üzerinde olan kurumlar vergisi mükelleflerinden geçici vergi alınması yerine 22 bin civarındaki kurumlar vergisi teşviki almış mükelleften kesinti yapılması ‘adaletsiz’ olmuştur.” demiştir.

Bu açıklamalarda, deprem için vergi alınmasına karşı bir ifade yok. Vergi bağışıklığı tanınan bir alana yapılan vergilemenin, bundan böyle yol olabileceği ihtimaline bir itiraz var. Nitekim Sayın Turan itirazını, “hakkaniyet” değil de, “eşitsizlik” kavramı üzerinde yapıyor. Bunu da, kurumlar vergisi mükellefleri üzerinde açıklıyor. “Olanla ölmüşe çare yoktur” bilinciyle, artık yasallaşmış deprem vergisi hakkında konuşsa da, özünde seçim sonrasına mektup yazıyor. Olası vergiler için kurumlar vergisi mükelleflerinin eksiksiz tamamından geçici vergi alınmasını ifade ediyor.

Turan’ın, ücretlilerden ve gelir vergisi mükelleflerinden söz etmemesi gözden kaçmıyor. Bunun, hem bu kesimin vergi ödeme kapasitesinin yetersizliği, hem de ücretlilere yönelik bir vergilendirmenin bedelinin iş sahipleri tarafından karşılanacağı şeklindeki bir bilinç birikiminden kaynaklandığı düşünülebilir.

TÜRMOB BAŞKANININ GÖRÜŞLERİ

TÜRMOB Başkanı Emre Kartaloğlu, sermayenin vergi dışı kalmış kazançları ile KVK’nun 5/1-e maddesindeki taşınmaz rantı gibi kazançları vergilendiren 7440 sayılı Kanuna karşı çıktığı gibi bu tarz vergilendirmeler yerine, temsilcisi olduğu YMM ve SMMM’leri de kapsayan meslek sahipleri ile esnaf ve ücretlilere vergilendirme yapılmasını öneriyor. Verginin teknik kavramlarıyla bu önerisini net bir şekilde ortaya koyduktan sonra gerekçelerle haklı kılmaya çalışıyor. 09.03.2023 tarihli hürriyet.com’da yer alan ifadeleriyle:

Geçmişe yönelik ek vergiyi yanlış bulduklarını (…)‘Ülkemizde yatırım yapacak yeni yatırımcıları yatırım yapma konusunda olumsuz etki edecek ve hatta mevcut yatırımların civar ülkelere dahi kaymasına yol açabileceği değerlendirilmektedir”. “Yaşanılan bu zorlu süreçte herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini”, “Bu yönde toplumun hiçbir kesiminde tereddüt olduğunu düşünmüyoruz. Bu kapsamda elbette yeni vergiler getirilebilir. Ancak geçmişe yönelik vergileme yerine modern vergileme ilkelerine de uygun olarak cari yıl ve dönemler için yeni vergiler getirilmeli. (…) Vergi otoritesi tarafından kendilerine kazançlarının vergiden istisna olacağı, önemli vergisel avantajlar sağlanacağı belirtilen üretici ve sanayicimize, girişimcilerimize verilmiş olan imkanların şimdi Ek Vergi adı altında geriye alınması anlamına gelmektedir”. Bu durumun hukuki güvenlik ilkesi ile de örtüştüremediklerini (…)Oyun başladıktan sonra oyunun kurallarının değiştirilmemesi…” şeklinde devam edip giden sözler.

DEĞİŞİK BİR AŞK

Vergi dışı kalmış bir alana yönelen bir vergiyi, bütünlüklü bir tablo ortaya koyup gerekçelendirerek, yanlış bulduğunu açıkça ifade ediyor. Deprem sonrası için bunun yerine, YMM ve SMMM’, avukat, doktor, mühendis, sanatçı, çiftçi, ücretli, esnafı da kapsayan gelir vergisi mükelleflerinin de, kapsama alınmasını öneriyor. “Herkesin elini taşın altına koyması gerektiği” ifadesi tam da bunu açıklıyor. “Herkes” kavramı, vergi hukuku alanında Anayasa ile düzenlenen verginin genelliğini ilkeleştiren bir kavramdır. Cari yıl ve dönemler için yeni vergiler getirilmeli ifadesi ise, kurumlar vergisi yanında gelir vergisi yönünden geçici vergiye ve KDV’ye tabi olan meslek sahipleri ile ticaret kesimini işaret ediyor.

Bu aşk sınır da tanımıyor; o kadar ki, ücretli, meslek ve esnaf kesiminin, kendi rızalarıyla bunu arzuladıklarından emin olduğunu söylüyor. Vergi ödeme kapasitesi ise konu dışı kalıyor.

Cari yıldaki en yakın vergilendirme döneminin geçici vergi olarak 17.05.2023 tarihinde başlayacağını dikkate almıyor. Yani geriye yürümenin bir zorunluluğa dönüştüğünü ve bu açıdan da koşullar itibariyle hukuka en uygun vergilendirme yapıldığını görmezlikten geliyor..

DAHA NELER

Ek verginin bir uzlaşıya dayandığını, göremiyor, bu verginin mevcut yatırımcıları civar ülkelere kaydıracağını söylüyor. Uzlaşıya dayanmasa da bu savlar temelsizdir. Ülkemizde, büyük bir deprem felaketi olmuş, devletin olsun, özel kesimin olsun büyük bir mali kaynak gereksinimi ortaya çıkmıştır. Bu durumda, eğer bir vergi alınacaksa, toplumun bugüne kadar vergi bağışıklıklarıyla fedakarlıkta bulunduğu ve sermaye fazlası olan kesimlerinin fedakarlıkta bulunması doğal ve normal olanıdır. Bu kesimin, vergiden kaçmak için yatırımlarını ülke dışına kaydıracaklarını, kamusal bir kurum olan TÜRMOB adına söylenemez. Üyeleri bu vergileri ödeyecek olan kuruluşların açıklamalarına baktım, hiç birinin böyle bir ifadesi ima yoluyla dahi yok.

Yabancı sermaye ile ilgili söylediklerine gelirsek, büyük felaketi görmüyorlar mı? Bu ülke kendilerine bu kadar büyük vergi istisnaları sağlamışsa, şimdi fedakarlık zamanı olduğunu bilmiyorlar mı? Böyle yakın mesafeli, insanı nitelikli, karlı, bol muafiyetli, teşvikli, düşük vergi oranlı ve kendilerinin yararına düzenlenmiş hukuk sistemi başka hangi ülkede var?

OYUN MU KURAL MI SINIF MI DEĞİŞTİ

Kartaloğlu, hızını alamıyor; bu “Ek vergi” üzerinde, “hukuki güvenlik” ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle Vergi İdaresini de eleştiriyor. Oysa, ek vergiyi koyan TBMM’dir. Yıllardır verdiğinin, küçük bir parçasını bir felaket nedeniyle geri istemiştir. Bundan yanlış nedir?

Oyun başladıktan sonra oyunun kurallarının değiştirilmemesi sözlerine ne denmeli? Sanki büyük bir felaket hiç yaşanmamış da keyfi olarak vergi getirilmiştir.

Bunlar, TÜRMOB’un görüşleri olamaz. Ama ne yazık ki TÜRMOB adına söylenmiştir. Bu sözler, bir talihsizlikten öte bir tercihi ifade eder. Kartaloğlu sınıf mı atlamıştır? Tercihi ve aidiyeti bu yönde olmuştur.Ancak mesele bu da değildir. Temsil ettiği kesime yabancıdır. Mesleği ve temel politikalarını kavramaması ülkemiz adına da üzücüdür.

Dr. Yusuf İleri

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir